Kokusu buram buram tüten
Limanda simit satan çocuklar
Martıların telaşı bambaşka
İşçiler gözler yolunu.
İnebilseydin o vapurdan
Ayağında Varna’nın tozu
Yüreğinde ince bir sızı.
Mavi gözlerinde yanıp tutuşan
hasretle kucaklayabilseydim
seninle, bir daha.
Davullar çalsa, zurnalar söyleseydi
Bağrımıza bassaydık seni Nazım,
Yapardım mutluluğun resmini
Başında delikanlı şapkan,
kolların sıvalı, kavgaya hazır
Bahriyeli adımlarla düşüp yola
Gidebilseydik Meserret Kahvesine,
İlk karşılaştığımız yere
Ve bir acı kahvemi içseydin.
Anlatsaydık
o günlerden, geçmişten, gelecekten,
Ne günler biterdi,
Ne geceler...
Dinerdi tüm acılar seninle
Bir düş olurdu ayrılığımız,
anılarda kalan.
Ve dolaşsaydık Türkiye’yi
bir baştan bir başa.
Yattığımız yerler müze olmuş,
Sürgün şehirler cennet.
İşte o zaman Nazım,
Yapardım mutluluğun resmini
Buna da ne tual yeterdi;
ne boya…
Uzun bir süre, benim için güzel bir yaşam başlamak üzere diye
düşündüm. Gerçekten güzel bir yaşam! Ama her zaman, aşılması gereken bir engel
daha vardı önümde. Öncelikle yapılması gereken bitmemiş bir iş, tamamlanması
gereken bir hizmet, ödenecek bir borç...
Hemen sonra güzel bir yaşam başlayacak. Sonunda
yaşamın zaten bu engellerden oluşmakta ve mutluluğun sırrının bu engellerin
aşılmasında olduğunun ayırdına vardım. Asıl yol mutluluğun ta kendisidir. Öyle
ki yaşanan her anın keyfini çıkarmalı ve bu anları özel biri ile paylaşarak
daha da keyfini duyumsamalıyız. Zaman hiç kimseyi beklemez, zamana ayak
uyduramazsanız, her zaman onun gerisinde kalmaya mahkumsunuzdur.
Öyleyse, daha fazla mutlu olmak için; okulun
bitmesini, okula gitmeyi, on kilo vermeyi, 6 kilo almayı, çocuk sahibi olmayı,
çocukların büyüyüp evden ayrılmalarını, işe başlamayı, emekli olmayı,
evlenmeyi, boşanmayı, cuma akşamını, cumartesi sabahını, yeni bir araba ya da
ev almayı, baharı, yazı, sonbaharı, kışı, ayın birini, şarkınızın
radyoda çıkmasını, ölmeyi ya da yeniden doğmayı beklemeyin.
Mutluluk
sizin için bir hedef değil yol olmalıdır…
İnsanoğlu mutluluğu hep hor
kullanıyormuş...
Hep şikayetçi hep bıkkınmış...
Birgün melekler mutluluğu saklamaya
karar vermişler...
Saklayalım, zor bulsunlar...
Zor buldukları için belki kıymetini bilirler diyerek başlamışlar tartışmaya...
Sorun büyükmüş...
Mutluluğu saklamak kolay değilmiş çünkü...
Kimisi:
'' Everest'in tepesine saklayalım'' demiş, kimisi:
'' Atlas Okyanusu'nun dibine'' demiş.
Tac Mahal'in kubbesi, Mekke sokakları, İtalyan sofrası...
Bir hastanenin yenidoğan odası, dondurma külahı, şarap şişesi..
Sigara paketi, lale bahçesi...
Pek çok yer düşünmüşler ama hiçbiri yeterince zor gelmemiş...
Derken meleklerden biri:
'' iÇLERİNE SAKLAYALIM '' demiş... '' Kimsenin aklına gelmez içine bakmak!!!''
İşte o gün bugündür mutluluk insanın kendi içinde saklıymış...
Bu resmi bugün yaptım. Evde yarısı boyanmış kullanmadığımız 2 küçük tuval vardı. Ücerlerine beyaz tutkal akıtıp doku verdim ve astar boya attım. Daha sonra bu çiçekleri yaptım aslında tam bitmedi ama ben beğendim.
Kaşık ustası- yağlıboya resim Haziran 2007 70x100cm
Bu resmi gecen sene yapmıştım aslında ama ancak bloga ekliyorum. Kolaj tarzı bir çalışma yaptık. Bazı yerlrine talaş tahta gibi materyaller yapıştırmıştık.
"Bilmeyen, ve bilmediğini de bilmeyen bir aptaldır. Ondan sakının. Bilmeyen, ve bilmediğini bilen bir öğrencidir. Ona öğretin. Bilen, ve bildiğini bilmeyen, uykudadır. Onu uyandırın. Bilen, ve bildiğini de bilen, akıllıdır. O'nu izleyin."
Allah’ım, geçmiş ömrümde yaptıklarımı,
gelecekte yapacaklarımı,
gizli islediklerimi, aleni yaptıklarımı,
israflarımı, benim bilmediğim
fakat senin bildiğin kusurlarımı affet.
İlerleten sen, gerileten de sensin,
senden başka ilah yoktur